Türbe

Sıcak bir ağustos günü,hiç aklımda yokken daha önce yapmadığım bir şey yaptım.

Tozlu yollardan geçip bir türbeye gittim.

Eskiden koca bir mezar taşı olan,1993 yılında da betonarme bir binaya çevrilen,iki servi ağacı arasında içi dışı yeşil bir yer.Oldum olası sevemediğim serviler,kökleriyle ölümlerden beslendiğini düşündüğüm lanetli mezarlık ağaçları…

İçerisi bir süredir bakımsız kalmış gibi.Kırlangıçlar yuva yapmış,pencereler ve yerler tozlu,tabut örtüsünün üzerinde ne olduğunu çözemediğim larvalar var.Kırkayak ve örümcek gibi canlılar  yaşam alanları oluşturmuş.Ayşe Nine hemen işe koyuluyor.Yerler yıkanıyor,halı dışarı çıkarılıp temizleniyor.

Türbenin bakımını herhangi bir karşılık beklemeden ,18 yıl önce Ayşe Nine üstlenmiş.Ondan önce de yine bir akrabası,Feride Hala, bu işi yapıyormuş.Feride Hala düşüp de kolunu kırınca artık iş yapamaz hale gelir ve yeni birini bulur.Fakat Ayşe Nineye göre, bu yeni bakıcıyı türbe dede istemez,rüyasında ‘senin bakmanı istiyorum’ der ve iş ona kalır.

60 lı yaşlarındaki Ayşe Nine,arada bir gelip temizlik yapıyor,dua ediyor,mum yakıyor.Rüyalarını anlatıyor uzun uzun.Türbe dede dediği, uzun boylu,iri yapılı ve ak sakallı birini gördüğünü anlatıyor.Öyle ki,atından indiğinde yerin salladığından ya da kimi geceler gökgürültüsünü dedenin onu çağırdığına yorduğundan bahsediyor.Buraya,İstanbullardan gelip adakta bulunanların gerçekleştiğini iddia ettiği dileklerini anlatıyor.Bu dilekler de genelde ev,araba gibi fani dünya işleri.Ne çelişki diye düşünüyorum.

Çocuğu olmayanların gelip çocuklarının olması için dua ettiğini de anlattıktan sonra bana da ”ne dilersin türbe dededen” diye soruyor.Bir şey istemiyorum diyorum ama ısrar karşısında, gönlünü kırmamak için, ”illa ki dileyeceksek sağlık olsun” deyip sıyrılıyorum işin içinden.

Bir yandan da yanımızda bulunan,en büyüğü 13 yaşında olan çocukları inceliyorum.Gözlerinde bir korku belirtisi,bir çekingenlik arıyor ama bulamıyorum.Öyle ya,biz çocukken bu tür şeyler anlatıldığında bir daha o sokaktan bile geçemezdik.Geceleri çıkan en ufak bir sesi,oraya yorar,korkardık.Hatta,çok sevdiğim dedemin cenazesinde bile en arkada durduğumu hatırlıyorum.Ölüm,bir tabuydu bizim için,bütün çocukluğumuz kanlı bir savaşın ortasında geçmesine rağmen…

Oysa ki bu çocuklar,sorguluyor.Tabutun içi boştur diyorlar örneğin,dedenin geceleri kalkıp abdest aldığını ve su içtiğini anlatan Ayşe Nineye, korkusuz ve kendinden emin cümlelerle ”ölüler su içer mi” diye soruyorlar ya da o suyun sıcağın etkisiyle buharlaştığını söylüyorlar,bilimsel olarak…Kendi çocukluğumda soramadığım soruları ve akıl yürütmeleri duydukça, daha bir hayran kalıyorum çocuklara.

”Aferin diyorum,hep böyle hep sorgulayıcı,gerçeği,doğruyu kendiniz bulana dek,hep böyle…”

Pek tabi,içimden geçirdiğim ve daha sonra çocuklara söyleyeceğim düşünceler bunlar.Neticede fotoğraf için oradayım ve biraz da kendim için…

Bu türbeye olan inancın, Kurtuluş Savaşı yıllarına ait olduğunu öğreniyorum araştırdıkça.İşgal yıllarında oluşturulan özsavunma birliklerinden, adı bilinmeyen on beş yaşında bir çocuk,üç kardeşler.

Üçü de o dönem Yunanistan ordusu askerleri tarafından öldürülüyor.Kardeşlerden ikisinin mezarları civar köylerde.rivayete göre bu 15 yaşında olan,mezarı için ev yapılmasını istiyor birinin rüyasında ve türbe böylece ortaya çıkıyor.

İçerideki bir örümceğin hareketinden,bir kırkayağın yürüyüşünden dileklerin kabul olup olmayacağına dair sonuçlar çıkaran Ayşe Nine sanki bütün hayatını buraya adamış gibi.Söylediklerinin her bir kelimesini inanarak söylediğine dair hiç kuşkum yok.Bunca yılın emeğine ve inançlarına saygı duyuyorum.Çünkü burası,onun için vazgeçilmez bir yer.Ölüme yaklaştıkça sarılacak,tutunacak bir şey aramak gibi…

Gabriel Garcia Marquez’in o büyülü köyü Macondo ve kahramanlarından Jose Arcadio Buendia geliyor aklıma türbeden ayrılırken.

Jose Arcadio Buendia,kendisini Tanrı’ya inanması için uzun süre ikna etmeye çalışan pedere son söz olarak şöyle söylüyordu.”Eğer benim,senin Tanrı’na inanmamı istiyorsan bana onun fotoğrafını göster.”

O tozlu yoldan geçip köye dönerken,aklımda Ayşe Ninenin adeta ölümü bekler gibi, türbenin balkonunda durup uzaklara baktığı fotoğrafı ve çocukların sorgulayıcı tavırları kalıyor.Bir de kendi çocukluğumdan hayal meyal izler…

Ağustos 2013

TEKİRDAĞ

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s