Kadifekale ve Kentsel Dönüşüm Üzerine

         Aristo,Politika eserinde  “Şehir aynı insanların yaşadığı yer değil, farklı insanların oluşturduğu ortak alandır.” der.

Sulukule,Ayazma,Dikmen Vadisi,Tarlabaşı gibi devlet eliyle soylulaştırılan,yoksul ve emekçi kesimlerin kentlerin dışına itilmesiyle sonuçlanan projelerden sonra,İzmir’deki yerel yönetimin kentsel dönüşümde tüm ülkeye örnek olacağını savunduğu Kadifekale’deki gelişmeleri  Sinan KILIÇ’la birlikte içeriden takip ederek belgeleme çalışmaları yaptık.

Konunun tarihsel gelişimine baktığımızda bölge, 2003 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ‘Afete Maruz Bölge’ ilan edildi;20 Temmuz 2006’da kamulaştırma kararı alınarak 2007 yılı Eylül’ünde yıkımlara başlandı ve Ocak 2012 itibariyle 1857 adet yapı yıkıldı.

Yerel yönetimin resmi yayınlarında ”Ülkemizde, afet gerçekleşmeden önleminin alındığı az rastlanır projelerden biri olan Kadifekale ve Bayraklı Heyelan Bölgelerinde yaşayan hak sahipleri ile yürütülen uzlaşma görüşmeleri sonunda sağlanan  %60’ı  uzlaşı oranı ile, konut isteyenlere kalan borçlarını 15 yıl geri ödemeli olarak ve maliyet fiyatlarıyla 1094 konut tahsis edilmiş, istemeyenlere kamulaştırma bedelleri nakit olarak ödenmiştir.” şeklinde anlatılan projeyle ilgili 2008 yılında Gelişim Koleji 11.sınıf öğrencileri bir alan araştırması yaptı ve bu araştırmada çarpıcı sonuçlara ulaşıldı.İşte birkaç tanesi;

–Örneklem grubunun %41’i Kadifekale’nin heyelan bölgesi olduğundan haberi varken %16’sı durumu bilmemekte %43 ise var olduğu iddia edilen bu duruma inanmamaktadır.

–Hak sahiplerinin %9’u Uzundere TOKİ konutlarına taşınmak isterken %91’i taşınmayı istememektedir.

–Örneklem grubunun %100’ü evlerin maddi değerini alamadığını belirtmektedir.

–Uzundere’ye taşınılması durumunda ortaya çıkabilecek en büyük sorunların işsizlik,ulaşım,yol parası ve apartman hayatına uyum olarak sıralanmaktadır.

Özellikle son maddedeki apartman hayatına uyum konusu aklımıza İtalyan ressam Franco Magnani ve bellek fotoğrafçısı Susan Schwartzenberg’i getiriyor.

Schwartzenberg 1987’de Orta İtalya’da küçük bir köy olan Pontito’ya Magnani’nin manzaralarını yeniden fotoğraflamaya gitmiştir .İtalyan göçmeni Magnani, hiç geri dönmediği halde yirmi yıldır çocukluk köyünün resimlerini yapmaktadır.Susan,Magnani’nin köyüne gider ve O’nun resimlerindeki köyünün fotoğraflarını çeker.Hem de aynı kadrajdan.Günün ışıklarının bile aynı saatlere denk düşmesine dikkat ederek.Susan,yirmi yıldır görmediği halde Magnani’nin resimleri ile kendi fotoğrafları arasında inanılmaz bir benzerlik farkeder.Yanlızca tek bir  fark vardır.O da Magnani’nin küçükken oyun oynadığı avludur.Avlu gerçekte daha küçüktür.Belleğindeki avlu, resimlerine daha büyük yansımıştır.

Kadifekale’deki yaşam alanlarında da avlular önemli yer tutar.Bahçeli ve genelde tek katlı evlerde yaşamaya alışmış,gelişkin komşuluk ilişkileriyle örülü bir hayattan kibrit kutusu gibi üste üste dizilmiş TOKİ’nin ucube apartman bloklarına geçiş oldukça ürkütücü.Bahçesinde erik ağaçları olan,birkaç metrekare de olsa toprakta biber,domates gibi ürünler yetiştirilen,damlarında uçurtma uçurulan,güvercin beslenen yaşam alanlarından modernitenin balkonda saksılar içinde yetiştirilmeye çalışılan limon fidanlarına yolculuk…

20 yıl sonra kalenin çocuklarından biri de kendi anılarını resmetmeye çalıştığında eserlerinde sürgünlerin ipuçlarını görme ihtimalimiz yüksek görünüyor.Çünkü belleklerindeki bu izler asla silinmeyecek.Ki o bellekler, toplumsal tarihler için önemli olduğu kadar kişisel tarihimiz için de çok önemli bir kavram.İktidarlar içinse o denli tehlikeli..

Kalenin surları içinde de ayrı bir hayat devam ediyor.Kadınlar bir zamanların yasaklı renkleriyle bezenmiş halı ve kilimleri üretip gelen turistlere satarken,üst bölümdeki tandırlarda da sıcacık ekmekler yapılıyor.Kimi zaman ihtiyar erkekler için dama oyunları mekanı olabiliyorken bazen de yaz sıcağında siestaların yapıldığı bir yer haline geliyor.Bazı geceler ise ateşli bir mitingin toplanma alanı ya da bir düğünün halaylarına sahne oluyor.

Kadifekale’de yaşayanların büyük çoğunluğu Mardin’li.Midyecilik önemli bir geçim kaynağı.Bölgeye yerleşim,90’lı yılların başlarında evlerini,topraklarını,köylerini bırakarak göç etmek zorunda kalanlarla birlikte tavan yapmış.Tıpkı diğer büyük kentlerde olduğu gibi…Aslında bu ‘dönüşüm’ en çok da bu dönemde gelenleri etkilemişe benziyor.Bir fırıncı ustası bu durumu ”20 yıl önce geldik,20 kişilik aileyiz.Fırını da evimi de yıkacaklar,iş yok.Geri dönüp şoförlük yapacağım Kuzey Irak’ta.Sürgün geldik,sürgün gidiyoruz.” diye özetliyor.

Diğer hak sahipleriyle yaptığımız röportaj ve görüşmelerde de benzer sorunlar aktarılıyor.Yapılara biçilen istimlak bedelleri 9 bin TL olan da var 36 bin TL den 54 bin TL’ye mahkeme kararıyla çıkarılan da var.Bölgeye daha önceleri göç edenler, özellikle İhsan Alyanak’ın yönetim dönemlerinde evlerine tapuların dağıtıldığını,kendilerine işgalci gözüyle bakılmasından duydukları rahatsızlığı dile getiyorlar.”İşgalciye tapu verir mi devlet?”

Belediyenin rekreasyon ve ağaçlandırma projesiyle ilgili olarak da ciddi bir güvensizlik söz konusu.On yıl sonra gör bak buralar nasıl olacak,nasıl evler yükselecek diye serzenişler duyuyoruz.Sulukule’yi bilir misin dediğimde senden iyi bilirim deyip anlatmaya başlayanlar olduğu kadar bölgenin muhalif yapısından dolayı boşaltıldığını ve hatta sadece Kürt oldukları için sürgün edildiklerini düşünenler de mevcut.Böyle düşünenler genellikle fotoğraf çekilmesine izin vermiyor kendi yaşanmışlıklarından ötürü.Örneğin artık dükkanında çin malı ucuz ürünler satan eski bir fotoğrafçıyla uzun uzadıya konuşuyoruz.Fakat sıra fotoğraflama aşamasına geldiğinde kesinlikle reddediyor.Sonraki ziyaretimizde yine çaylarımızı içip sohbet ediyoruz.Yine fotoğraflamaya izin vermiyor.”Bir fotoğraf için 8 ay F tipi hücrede kaldım ben,o gün bugündür hiç fotoğraf çektirmedim.” diyor.

Kadınlar bu konuda daha cesur ve aslında daha sert duruyor.Midye yapan bir kadın Kürtçe haykırıyor.”Doğudan geldik,evimiz yakıldı,yıkıldı.Buraya geldik,burdan da sürülüyoruz.Daha nereye gidelim!”

Yıkım süreçlerinde de belgelemelerimiz devam ediyor.Daha önceden birkaç kez konuştuğumuz Kahveci Ahmet’e rastlıyoruz.”Kahvehaneye yeni fayans döşetmiştim,çok masraf yaptım.Üstünde de iki katlı evim.Yok pahasına aldılar.Dört çocuğumdan ikisi okulu bırakmak zorunda kaldı.” diyor.Ve bir yandan da yıkıntılar arasında demirleri toplamaya devam ediyor.Hurda demir toplamak oldukça yaygın,çoluk çocuk-yaşlı-genç toplayıp kamyonlara yüklüyorlar.İyi para ediyor diyor bir çocuk.

Az ileride Musa çıkıyor karşımıza,elinde bir fotoğraf ‘Abi bu çocuğu gördünüz mü?’ diye bize soruyor.Üç gün önce yeğeni Mehmet Ali hurda toplamak için evden çıkmış,haber alamıyorlarmış.Telefonunu verip uzaklaşıyor Musa.Bütün çocuklar-gençler Mehmet Ali’ye benziyor sanki…Defalarca yüzlerine bakıyoruz.Yüzlerinde ya öfke ya da çocukça oyunların getirdiği masumiyet.Sadece siyahların ve beyazların kaldığı,grilerin kaybolduğu hayatlar,keskin sınırlar…

Evlerini,eşyalarını toparlayıp kamyona yükleyen aileler;iş makinalarının uğultuları arasında adeta savaş alanına dönmüş sokaklar;beton kalıntıları içinde unutulmuş bir tek ayakkabı;iskeleti kalmış binalarda oyun oynayan,kamerayı görünce zafer işareti yaparak slogan atan çocuklar;belki de İzmir’e son bir kez tepeden bakarken cigarasından derin bir nefes çeken ihtiyar;seçim araçları;duvar yazıları;4.2 milyon TL’lik bütçesiyle ve boyutlarıyla dünyanın 10.büyük rölyefi olan dev Atatürk maskının karşısındaki iki odalı evlerinde 8 nüfusla yaşayan küçük Sezgin…Hepsi bu siyah ve beyazın parçaları.

TOKİ konutlar bölgesine yerleşen bazı Kadifekaleliler apartmanda sürekli kavgalar çıkması ve bu kültüre uyum sağlayamadıklarından,saatte bir o da yalnızca Üçkuyular’a hareket eden belediye otobüsleriyle yapılan ulaşımdan,geçim kaynakları olan midyeciliği yapamamaktan ve düzenli gelirleri olmadığı için konutların taksitlerini ödeyememekten şikayetçiler.Bölgede sık sık bir AVM şirketinin servis otobüsünü görüyoruz.Sorduğumuzda ”burada market,eczane yok,biz de bu servislerle aşağılardan alışverişimizi yapıp geliyoruz” cevabını alıyoruz.Bir vatandaş kiraladığı bir konteynır içinde bakkal açmış.Bu fotoğrafların çekildiği dönemde ilköğretim okulu henüz açılmamıştı,bu eğitim-öğretim yılında açıldı.Belki bu tür fiziksel sorunlar zamanla aşılacak.Peki ya sosyolojik sorunlar,bellekler…

Çocuklardan bazıları hala Kadifekale’deki okullarına gidiş geliş yapıyorlar.

Ve güvercinler,konutlarda da uçmaya devam ediyor.

             Kadifekale’de 2000’e yakın ev yıkıldı,20.000 insan yer değiştirdi ve yerel yönetim yıkılan evlerin olduğu bölgeye 20.000 fidan dikti.

Rakamların dili;20.000 insan 20.000 fidan.

İzmir’de ve başka kentlerde masada bekleyen,yürütülen birçok ‘dönüşüm’ projesi mevcut.Maalesef bir çoğu kentsel değil ‘rantsal’ şekilde ilerliyor.

Dünyada ise uygulanan kentsel dönüşüm projelerinde, proje alanlarında yaşayan halkın projenin planlama ve uygulama aşamasında projeye katılımları sağlanması için çalışmalar yapılmıştır. Yerel halk, beklentilerini ve isteklerini belirterek,projenin tasarım ve uygulama aşamasında projelere katılmışlardır.(Bknz İngiltere,Japonya,Almanya)

Soylulaştırılmaya gidilmeden,sosyolojik unsurların gözardı edilmediği,sürgün değil yerinde dönüşümler bu kadar zor olmamalı.

Canlandırılması, iyileştirilmesi gereken bir alan için, kentsel dönüşüm kararı verildiğinde, ciddiyet ve hassasiyetle işlemesi gereken bir süreçten bahsedilmesi gerekiyor. Kentsel dönüşüm sadece konutları yenilemek değildir, kentsel dönüşüm her ilde aynı tip projelere sıkıştırılmış yaşam formları değildir, kentsel dönüşüm yüksek rant sağlanacak diye yoğun yaşam alanlarının oluşturulması değildir, kentsel dönüşüm konutlar yenilenecek diye insanları yaşam alanlarından uzaklaştırmak değildir. Kentsel dönüşümlerde, ilk olarak ele alınması gereken konu; bölge insanların ekonomik ve sosyal sorunlarıdır. Kentsel dönüşüm; yıkım, temizlik, proje ve inşaatlarla değil, sosyal ve ekonomik kalkınmaya yönelik programlarla, mahallelilerin ortak ihtiyaç ve özelliklerine uygun, onları bütünleştirecek projelerle başlaması gereklidir.
Ülkemizde her kent aynı kentsel dönüşüm sorunlarına sahip değildir. Her yörenin kendi sorunları ve bu sorunların çözümünde etkili olabilecek kaynakları mevcuttur. Yöresel kısıt ve kaynakların tespit edilmesi; bunlara bağlı yerel dönüşüm strateji ve politikalarının geliştirilmesi şarttır.

Fotoğraflar:Sinan KILIÇ ve Serkan ÇOLAK

Proje Danışmanı:Birol Üzmez

Yazı:Serkan ÇOLAK

2010-2011 zaman aralığında yürütülen bu projenin multimedya gösterimi Fotogen Sami Güner Kupası kapsamında İstanbul’da;1 Mart 2012’de İFOD/İzmir’de gerçekleştirilmiştir.

Kaynaklar:

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARI
(A. Şisman , D. Kibaroğlu)

http://www.hkmo.org.tr/resimler/ekler/0e6be4ce76ccfa7_ek.pdf

Gelişim Koleji Sosyoloji Projesi-Bir kentsel dönüşüm projesinin profili: Kadifekale örneği

http://2008.gelisim.k12.tr/Default.asp?L=TR&mid=1233

Murat Yaykın –Ve Fotoğraf

İzmir Büyükşehir Belediyesi

http://www.izmir.bel.tr/projelerb.asp?pID=56&psID=0

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s